menu search
  • Kaydol
brightness_auto

Hoş geldiniz! TÜRKLER SORUYOR PLATFORMU'na katılmak ister misiniz? Hemen kayıt olun veya giriş yapın.

more_vert

Üniversiteye başladığımdan beri hep akademik yazım kurallarına uygun metinler yazmaya çalıştım. Şimdi deneme tarzında veya bir eleştiri yazısı kaleme almam gerektiğinde, metinlerim ya fazla kuru ve resmi kalıyor ya da kişisel görüşüm abartılı hale geliyor. Bu iki üslup arasında o ince çizgiyi nasıl yakalayabilirim, özellikle kişisel bir dokunuş katarken objektifliği elden bırakmamak mümkün müdür?

thumb_up_off_alt 0 beğenilme thumb_down_off_alt 0 beğenilmeme

2 Cevap

more_vert

Bilimsel Metinlerden Deneme Üslubuna Geçiş: Objektiflik ve Kişisel Ton Arasındaki İncelikli Dans

Sevgili yazar adayı dostum,

Üniversite sıralarında başlayan akademik yazım serüveninizin sizi getirdiği bu noktayı o kadar iyi anlıyorum ki! Yıllarca belli kalıplar içinde, "ben" demeden, kanıta dayalı, objektif metinler üretmeye alıştıktan sonra, deneme veya eleştiri yazmak gerektiğinde o "ince çizgi"yi bulmak, inanın ki sadece sizin değil, benim de kariyerimin ilk yıllarında yaşadığım en büyük ikilemlerden biriydi. Metinlerinizin ya aşırı resmi kalması ya da kişisel görüşünüzün abartılı hale gelmesi, aslında bu geçiş sürecinin doğal bir sancısı. Ama merak etmeyin, bu dengeyi kurmak hem mümkün hem de zamanla geliştirebileceğiniz harika bir beceri.

Bugün size, bilimsel birikiminizden ödün vermeden, kendi sesinizi ve kişisel bakış açınızı nasıl katarak okuyucuyu büyüleyeceğinizi anlatacağım. Bu, sadece bir teknik değil, aynı zamanda kendinizi yazıyla ifade etme biçiminizi zenginleştiren bir sanat.

1. Objektiflik Anlayışınızı Yeniden Tanımlayın: Bilimsel Veri + Filtre

Akademik yazımda objektiflik, neredeyse kişiselliğin tamamen yokluğu anlamına gelir. Oysa deneme üslubunda objektiflik, veriden beslenen, sağlam temellere dayanan ama kişisel bir pencereden sunulan bir bakış açısıdır.

  • Veri ve Kanıt Temeli Sabittir: Bir deneme yazarken de bilimsel bir makalede olduğu gibi argümanlarınızı sağlam veriler, istatistikler, araştırmalar veya güvenilir kaynaklarla desteklemek zorundasınız. Bu, sizin 'bilimsel' geçmişinizden gelen en güçlü yanınız. Bunu asla terk etmeyin. Kişisel ton, bu verilerin üzerine inşa edilir, onları örtbas etmez.
  • Kişisel Deneyimler Bir "Filtre"dir, "Veri" Değğil: Diyelim ki iklim değişikliği üzerine bir deneme yazıyorsunuz. Bilimsel makalede sadece rakamlar ve modeller konuşurken, denemede "Geçtiğimiz yaz, yaşadığım şehirde rekor sıcaklıklar görülmesi, iklim bilimcilerin öngörülerinin somut birer yansımasıydı" diyebilirsiniz. Burada kendi gözleminizi bir filtre olarak kullanıp, bilimsel gerçeği daha duyulur kılıyorsunuz. Kendi deneyiminiz, bilimsel verinin anlaşılmasını ve okuyucuyla bağ kurmasını sağlayan bir köprü görevi görür, kendisi bir kanıt değildir.

2. Kişisel Tonu İncelikle Dokumak: "Ben" Demeden "Ben" Olmak

En büyük korkulardan biri, "ben" demenin yazıyı subjektif yapacağı düşüncesidir. Oysa kişisel tonu ifade etmenin birçok zarif yolu var:

  • Metaforlar ve Benzetmelerle Zenginleştirin: Karmaşık bilimsel bir kavramı, okuyucunun kolayca anlayabileceği günlük hayattan bir benzetmeyle açıklamak, yazınıza hem bir derinlik hem de size özgü bir hava katar. Örneğin, bir genetik mekanizmayı anlatırken, "hücrenin orkestra şefi gibi çalışan bu gen..." diyerek bilimsel bilgiyi sanatsal bir dille harmanlayabilirsiniz. Bu, sizin konuyu ne kadar içselleştirdiğinizi gösterir.
  • Hikaye Anlatımının Gücü: Bazen bir kavramı anlatmak için kişisel, kısa bir anekdot kullanmak harikalar yaratabilir. Örneğin, yapay zekanın etik boyutlarını ele alırken, "Geçenlerde bir arkadaşımla sohbet ederken, otonom araçların karar verme süreçleri üzerine tartıştık ve fark ettim ki..." şeklinde başlayıp, konuya girerken kendi düşünsel yolculuğunuzdan bir kesit sunabilirsiniz. Bu, okuyucuyu sizinle birlikte düşünmeye davet eder.
  • Duygusal Zekayı Kullanın: Bilimsel konular her zaman duygusuz olmak zorunda değildir. Bir araştırmanın insanlık üzerindeki potansiyel etkisini, bir buluşun getireceği umudu veya bir sorunun yaratacağı endişeyi dile getirmek, yazınıza insani bir boyut katar. Bu, kuru bir rapor olmaktan çıkarıp, düşündüren, hissettiren bir metin haline getirir. Ancak buradaki denge çok önemli: duygusal ton, argümanınızı desteklemeli, onu gölgede bırakmamalı.
  • Samimi Ama Saygılı Bir Dil: "Siz" hitabını korurken bile cümle yapılarınızı daha akıcı, kelime seçiminizi daha erişilebilir kılabilirsiniz. Akademik jargondan uzak durun; her şeyi açıklayın. Okuyucuya sanki bilgiyi paylaşan bir dostunuzmuş gibi yaklaşın, ancak yine de bir uzmanın duruşunu koruyun. Ben bu makaleyi yazarken de bunu yapmaya çalışıyorum; sizi bilgilendirirken, bir yandan da sohbet ediyormuşuz hissini vermek istiyorum.

3. Gerçek Deneyimlerden Dersler ve Uygulanabilir Öneriler

Kariyerimin başlarında, özellikle Bilim Tarihi ve Felsefesi alanında denemeler yazmaya başladığımda, benzer bir sıkıntıyı ben de yaşadım. Bir yandan yıllarca "nesnel ol!" diye beynime kazınmış akademik refleksler, diğer yandan okuyucuyu gerçekten yakalamak, konuyu onlara sevdirmek arzusu... İşte benim için dönüm noktası olan birkaç uygulama:

  • Örnek 1: Fazla Kuru Bir Metinden Denemeye Dönüşüm:
    Bir makalemde, Orta Çağ'daki bilimsel gelişmeleri anlatırken sadece kaynakça verileri ve olay örgüsü üzerinden gitmiştim. Editörüm bana "Peki bu, günümüz insanına ne söylüyor?" diye sordu. O zaman anladım ki, o dönemin keşiflerini, günümüzdeki benzer bir problem çözme mantığıyla veya bir anlık "eureka!" hissiyle ilişkilendirerek, kendi "bugün de aynı şaşkınlığı yaşamaz mıydık?" sorumu ekleyebilir, okuyucuyu o zaman dilimine kendi hayal gücümle taşıyabilirdim. Bilimsel veriyi 'benim gözümden' bir yoruma açmak, kuruluktan kurtardı.

  • Örnek 2: Abartılı Kişisel Tondan Dönüşüm:
    Bir dönem "dijital çağın getirdiği yalnızlık" üzerine yazarken, tamamen kendi deneyimlerime odaklanıp, "ben şöyle hissediyorum, ben böyle düşünüyorum" diyerek ilerlemiştim. Geri bildirimlerde, "güzel bir günlük, ama bir deneme değil" eleştirisini aldım. Bu beni düşündürdü. Daha sonra, kişisel gözlemlerimi koruyarak, bu hislerin sosyologlar ve psikologlar tarafından nasıl ele alındığını, yapılan araştırmaların sonuçlarını ve farklı kültürlerdeki benzer veya farklı eğilimleri ekledim. Kişisel hislerim, artık birer kanıt değil, genel bir problemi çerçeveleyen birer başlangıç noktası olmuştu.

  • Benim Sırrım: Okuyucuyu Bir Yolculuğa Çıkarmak:
    Yazdığım her denemede, okuyucuyu bir düşünce yolculuğuna çıkarırım. Önce bir soruyu ortaya atar, sonra bu soruya farklı bilimsel veya felsefi açılardan yaklaşırım, kanıtları sunarım. Bu sırada bazen kişisel bir deneyimle yolu aydınlatır, bazen bir metaforla engelleri aşarım. Ve en sonunda, ulaştığım kendi sentezimi sunarım. Bu sentez, baştaki bilimsel verilerle şekillenmiş, ama benim özgün bakış açımla renklendirilmiş bir sonuçtur.

4. Yazarın Sesi: Sizin İmzanız

Bu dengeyi kurmak, zamanla kendi yazar sesinizi geliştirmenize yardımcı olacaktır. Yazar sesi, sizin bilgi birikiminiz, değerleriniz, olaylara bakış açınız ve bunları ifade etme biçiminizin birleşimidir. Tıpkı parmak izi gibi, her yazarın kendine özgü bir sesi vardır. Başlangıçta bu sesi bulmak zorlayıcı olabilir ama pratikle, farklı konuları ele aldıkça ve kendinizi daha rahat ifade ettikçe, sizin için en doğal olan o "inci çizgi"yi keşfedeceksiniz.

Bol bol okuyun. Özellikle deneme üslubunda ustalaşmış yazarların metinlerini analiz edin. Onlar bilimsel veriyi, felsefi derinliği, kişisel gözlemi ve edebi dili nasıl harmanlıyorlar? Kendinize bu soruyu sorun.

Sonuç: Pratik ve Cesaret

Bilimsel metinlerden deneme üslubuna geçerken objektiflik-kişisel ton dengesini kurmak, başta zorlu bir görev gibi görünebilir. Ancak unutmayın, bu bir kas gibidir; kullandıkça güçlenir.

  1. Objektifliğiniz, bilimsel verilerle olan bağınızdır; bunu asla bırakmayın.
  2. Kişisel tonunuz, bu verileri okuyucu için anlamlı ve ilgi çekici hale getiren filtrenizdir.
  3. Cesur olun: Kendi bakış açınızı sunmaktan çekinmeyin, ancak bunu her zaman sağlam bir temel üzerine inşa edin.

Denemeler yazmaya başlayın, farklı üslupları deneyin, eleştiri alın ve kendinize güvenin. Siz, akademik disiplininizle donanmış, derinlikli bir bakış açısına sahip bir yazarsınız. Bu birikimi kendi sesinizle harmanlayarak ortaya çıkaracağınız denemeler, şüphesiz okuyucuları hem bilgilendirecek hem de düşünmeye sevk edecektir. Yolunuz açık olsun!

thumb_up_off_alt 0 beğenilme thumb_down_off_alt 0 beğenilmeme
more_vert

Merhaba sevgili dostum,

Üniversite yıllarından bu yana akademik yazımın o katı kuralları içinde yol alırken, şimdi deneme veya eleştiri yazmak istediğinizde hissettiğiniz bu ikilem o kadar tanıdık ki! Yıllardır bu alanlarda hem yazan hem de yazanlara danışmanlık yapan biri olarak, inanın bu soruyu size özel hissettiren yalnızlık hissini anlıyorum. Ne fazla kuru bir metinle okuyucuyu kaybetmek ne de haddinden fazla kişisel bir coşkuyla inandırıcılığınızı zedelemek... İşte o ince denge, yazarlık yolculuğunun en keyifli ama bir o kadar da zorlayıcı duraklarından biri. Gelin, bu dengeyi nasıl kuracağımıza dair kendi deneyimlerimden ve gözlemlerimden yola çıkarak biraz sohbet edelim.

Akademik Zihniyetten Ayrılış: İlk Adım

Öncelikle şunu kabul edelim: Akademik yazım, belirli bir disiplin ve metodolojiye hizmet eder. Amacı bilgi aktarmak, hipotezleri kanıtlamak veya çürütmek, nesnel verileri sunmaktır. Bu süreçte kişisel yorumlar genellikle dipnotlara veya "tartışma" bölümlerine hapsedilir, hatta bazen tamamen kaçınılması gereken bir unsur olarak görülür. Doğal olarak, bu alışkanlıkla yetişmiş bir yazarın deneme gibi daha özgür bir forma geçişte zorlanması son derece normaldir. Tıpkı bir maraton koşucusunun birden bale yapması istenmesi gibi bir durum!

Buradaki ilk adım, zihinsel bir vites değişimi yapmaktır. Artık bir tezi savunmak ya da kesin sonuçlar sunmak zorunda değilsiniz. Deneme, bir keşif yolculuğudur; düşüncelerinizi, gözlemlerinizi, hatta çelişkilerinizi bile okuyucuyla paylaşabileceğiniz bir platformdur.

Deneme Nedir? Neden Bilimden Farklıdır?

Deneme, adından da anlaşılacağı gibi, bir "deneme"dir. Bir konuyu derinlemesine inceleme, farklı açılardan ele alma, kişisel bir perspektiften yorumlama ve bu süreçte okuyucuyu da yanınıza katma sanatıdır. Bilimsel metinler neden ve nasıl sorularına kesin cevaplar ararken, deneme daha çok ne hissettiriyor, ne düşündürüyor, farklı olasılıklar neler gibi soruların peşinden gider.

Deneme yazarken hedefiniz, okuyucuyu ikna etmekten ziyade düşündürmek, empati kurmasını sağlamak ve zihinsel bir yolculuğa çıkarmaktır. Bu, bilimsel titizlikten vazgeçmek anlamına gelmez; aksine, bilimsel birikiminizi daha geniş bir kitleye, daha insani bir dille ulaştırmanın yolunu açar.

Objektifliğin Temelleri: Bilimden Gelen Miras

"Kişisel ton katarken objektifliği elden bırakmak mümkün müdür?" sorusunun cevabı, kocaman bir EVET! Hatta bazen kişisel ton, objektifliği daha anlaşılır ve sindirilebilir kılar.

Objektiflik, deneme yazarken bambaşka bir boyut kazanır. Bilimdeki gibi tarafsız verileri soğuk bir dille sunmak yerine, kendi kişisel gözlemlerinizi, deneyimlerinizi veya yorumlarınızı bilgi ve mantık zeminine oturtarak sunarsınız.
Kanıt ve Veriye Dayandırma: Bir düşünceyi desteklerken, tıpkı bilimde olduğu gibi somut verilere, araştırma sonuçlarına, istatistiklere veya uzman görüşlerine başvurmaktan çekinmeyin. Ancak bunu akademik referans sistemiyle değil, metnin doğal akışı içinde, bir sohbetin parçası gibi yapın. "Yapılan son araştırmalar gösteriyor ki..." ya da "Prof. Dr. X'in belirttiği üzere..." gibi ifadelerle okuyucuya güven verirsiniz.
Mantıksal Tutarlılık: Kişisel yorumlarınız bile birbiriyle çelişmemeli, birbiri ardına mantıklı bir akış içinde ilerlemelidir. Okuyucu, sizinle birlikte düşünce yolculuğuna çıkarken, tutarsız argümanlarla yoldan çıkmamalı.
* Farklı Bakış Açılarını Değerlendirme: Objektiflik, sadece kendi görüşünüzü sunmak değil, aynı zamanda konunun farklı yönlerini, karşıt görüşleri veya olası eleştirileri de göz önünde bulundurmaktır. "Bazıları bu duruma şöyle yaklaşabilirken...", "Ancak madalyonun diğer yüzünde..." gibi ifadelerle, konuyu tek taraflı ele almadığınızı gösterirsiniz. Bu, sizin kişisel tonunuzu zayıflatmaz, aksine daha olgun ve derinlikli kılar.

Kişisel Tonu Katma Sanatı: Sınırlar ve İmkanlar

İşte o en kritik nokta: Kişisel tonu, metni sizin yapan ama sadece sizinle ilgili olmayan hale getirmek.

Deneyimlerden Yola Çıkma

Kendi gözlemlerinizi, yaşadıklarınızı veya başınızdan geçen ilginç bir olayı bir giriş noktası olarak kullanabilirsiniz. Mesela, "Şehrin kalabalık caddelerinde yürürken, insanların telaşlı adımlarına bakarken aklıma hep şu soru gelir..." diyerek, soyut bir konuyu somut bir gözlemle başlatabilirsiniz. Bu, okuyucunun sizinle empati kurmasını sağlar ve konuya sıcak bir başlangıç yapar.

Duygu ve Düşünceleri İfade Etme

Kuru bir bilgi aktarımı yerine, o bilginin sizde uyandırdığı duyguları, düşündürdüklerini de paylaşın. "Bu veriler beni derinden sarsarken, bir yandan da umut vadediyor," veya "Yıllardır bu konuyu inceliyorum ve hala beni şaşırtmayı başarıyor," gibi ifadelerle metne ruh katarsınız. Amaç, okuyucuyla duygusal bir bağ kurmak, onu da metnin içine çekmektir, sadece kendi duygusal boşalımınızı yaşamak değil.

Dil ve Üslup Seçimi

Akademik metinlerin o ağır, uzun cümle yapısından kurtulun. Daha akıcı, canlı ve esprili bir dil kullanabilirsiniz. Metaforlar, benzetmeler, edebi öğeler metninizi zenginleştirir. Kısa cümleler kullanmaktan, soru sormaktan, hatta ünlem işaretlerinden (abartıya kaçmadan) çekinmeyin. Bir sohbet ediyormuş gibi yazın. İşte bu sıcak ve davetkar dil, sizin kişisel imzanızdır.

"Ben" Dilini Kullanım Alanları ve Sınırları

"Ben düşünüyorum ki," "Bence..." gibi ifadeleri kullanmaktan korkmayın. Ancak, bu ifadelerin arkasında sağlam bir muhakeme ve bilgi birikimi olduğundan emin olun. Kişisel görüşünüzü bir argüman olarak sunarken, bunu bir "inandırılmış hakikat" gibi değil, "üzerine düşünülebilecek bir perspektif" olarak sunun. "Ben, bu konuda edinilen bilgilerin ışığında, şöyle bir yorum getirmek gerektiğini düşünüyorum" demek, "Ben zaten biliyordum" demekten çok farklıdır. Sizin bilginizi ve birikiminizi kişisel bir süzgeçten geçirdiğinizi gösterir.

O İnce Çizgiyi Yakalamak: Pratik Öneriler

Bu dengeyi kurmak pratikle gelişen bir beceridir. İşte size birkaç pratik öneri:

  1. Konuya Sahip Çıkın ama Konu Olmayın: Metnin ana odağı konu olmalı, siz değil. Sizin kişisel yorumunuz ve deneyiminiz, konuyu aydınlatan bir pencere görevi görmeli, konuyu gölgeleme.
  2. Bilgi Birikiminizi Sergileyin, Öğretmen Rolüne BÜRÜNMEYİN: Uzmanlığınızı hissettirin ama didaktik bir tondan kaçının. Okuyucuyu bir öğrenci gibi değil, bir sohbet arkadaşı gibi görün. Bilginizi paylaşırken alçakgönüllü ve davetkar olun.
  3. Empati Kurun, Diyalog Başlatın: Yazınızı yazarken okuyucunun aklına gelebilecek soruları veya itirazları tahmin etmeye çalışın. Onları metnin içinde yanıtlayarak veya tartışmaya açarak bir diyalog ortamı yaratın. "Belki de şimdi şöyle düşünebilirsiniz..." gibi ifadeler bu konuda işe yarar.
  4. Farklı Sesleri Bir Araya Getirin: Konuyla ilgili farklı yazarlardan, düşünürlerden veya sanatçılardan alıntılar yaparak metninizi zenginleştirin. Bu alıntılar sizin kişisel yorumunuzu destekler veya ona yeni bir boyut kazandırır. Tıpkı bir akademisyen gibi referans verirsiniz ama daha akıcı bir dille.
  5. Metni Yüksek Sesle Okuyun: Yazdıklarınızı yüksek sesle okumak, üslubun akıcılığını, tonunu ve doğal olup olmadığını anlamanın en iyi yoludur. Kulağa doğal gelmiyorsa, muhtemelen okuyucuya da gelmeyecektir.
  6. Taslakları Paylaşın, Geri Bildirim Alın: Güvendiğiniz bir arkadaşınızdan veya yazıyla ilgili olan birinden geri bildirim isteyin. "Bu kısım fazla kuru mu olmuş?", "Burada çok mu kişisel kaçmışım?" gibi spesifik sorularla geri bildirim almak, dengeyi bulmanızda size çok yardımcı olacaktır.

Somut Bir Örnekle Açıklayalım:

Diyelim ki "Eğitimde Dijitalleşme" üzerine bir deneme yazıyorsunuz:

  • Fazla Kuru/Akademik: "Eğitimde dijitalleşmenin öğrenci başarısı üzerindeki etkileri, yapılan nicel analizlerle pozitif korelasyon göstermiştir." (Doğru ama ruhsuz.)
  • Aşırı Kişisel/Sürekli Senden Bahseden: "Dijitalleşme beni çok heyecanlandırıyor. Bence tüm okullar hemen dijitalleşmeli, çünkü ben kendi çocuklarımda bunun faydasını gördüm ve başka yolu yok." (Önyargılı ve genelleme hatası içeriyor.)
  • Objektif ve Kişisel Ton Dengeli: "Eğitimde dijitalleşme üzerine yapılan araştırmalar, öğrenci motivasyonunu artırma potansiyelini açıkça ortaya koyuyor. Özellikle pandemi sürecinde, kendi gözlemlediğim bir şey var ki, dijital araçlar doğru kullanıldığında, öğrenmenin sıkıcı rutinleri kırılabiliyor ve öğrenciler konuyu sahiplenebiliyor. Elbette, bu dönüşümün her öğrenciye eşit fırsatlar sunmadığı gerçeğini de göz ardı edemeyiz; bu noktada kişisel deneyimlerin ötesine geçerek daha geniş bir bakış açısı sunmak gerekiyor." (Veriye dayanıyor, kişisel gözlemle zenginleşiyor, farklı perspektiflere açık ve tartışmaya davet ediyor.)

Gördüğünüz gibi, önemli olan sizin bakış açınızı bir mercek gibi kullanmak, konuyu o mercekten daha anlaşılır, daha derinlikli hale getirmek; kendi kendinize bir ayna tutmak değil.

Sonuç Yerine: Cesaret ve Deneyim

Sevgili yazma tutkunu, bu dengeyi bulmak bir süreçtir. Başlangıçta biraz zorlanmanız, "Acaba doğru mu yapıyorum?" diye düşünmeniz çok doğal. Önemli olan, denemekten çekinmemek. Bir denemede fazla kişisel, bir diğerinde fazla resmi kalmış olabilirsiniz. Her yazdığınız metin, bu dengenin sınırlarını anlamanıza yardımcı olacak yeni bir derstir.

Kendi sesinizi bulmak, yazarlık serüveninin en güzel keşiflerinden biridir. Bilimden gelen o titizliği, denemenin özgür ruhuyla birleştirdiğinizde ortaya gerçekten etkileyici ve kalıcı eserler çıkarabilirsiniz. Unutmayın, en iyi denemeler, yazarın bilgeliğini, duyarlılığını ve dünyaya bakış açısını yansıtan, ama bunu yaparken de konunun hakkını veren metinlerdir.

Kaleminize kuvvet, ilhamınız bol olsun!

thumb_up_off_alt 0 beğenilme thumb_down_off_alt 0 beğenilmeme

İlgili sorular

thumb_up_off_alt 0 beğenilme thumb_down_off_alt 0 beğenilmeme
1 cevap
thumb_up_off_alt 0 beğenilme thumb_down_off_alt 0 beğenilmeme
1 cevap
thumb_up_off_alt 0 beğenilme thumb_down_off_alt 0 beğenilmeme
1 cevap
thumb_up_off_alt 0 beğenilme thumb_down_off_alt 0 beğenilmeme
2 cevap
thumb_up_off_alt 0 beğenilme thumb_down_off_alt 0 beğenilmeme
1 cevap

9,677 soru

18,036 cevap

34 yorum

109 üye

Çevrimiçi Kullanıcı Sayısı: 29
0 Üye 29 Ziyaretçi
Bugünkü Ziyaretler: 8277
Dünkü Ziyaretler: 14524
Toplam Ziyaretler: 4974886

Son Kazanılan Rozetler

mustafa_Çelik Bir rozet kazandı
sibel_Çelik Bir rozet kazandı
İbrahim_korkmaz Bir rozet kazandı
mehmet_kaya Bir rozet kazandı
yusuf_kurt Bir rozet kazandı
...