Değerli okuyucularımız, sevgili tarih meraklıları,
Bugün sizinle, geçmişimizin tozlu sayfalarında yankılanan ama etkisi günümüze kadar ulaşan çok özel bir soruyu mercek altına alacağız: "Maarifperver padişahımız kimdir?" Bu soru, aslında tek bir isme sığmayacak kadar derin, Osmanlı İmparatorluğu'nun yüzlerce yıllık evrimini, dönüşüm çabalarını ve eğitime verdiği önemi yansıtan çok katmanlı bir aynadır. Türkiye'nin önde gelen bir uzmanı olarak, bu konuyu sadece tarihsel bir gerçeklik olarak değil, aynı zamanda günümüz eğitim anlayışımıza ışık tutan bir miras olarak ele almak istiyorum.
"Maarifperver" kelimesi, bizlere eğitim ve bilimi seven, destekleyen, bunların yaygınlaşması için çaba harcayan kişiyi anlatır. Osmanlı tarihinde böyle bir unvanı tek bir padişaha atfetmek, diğerlerinin bu alandaki çabalarını göz ardı etmek olurdu. Zira her dönem, kendi koşulları içinde, eğitimi farklı şekillerde yorumlamış ve desteklemiştir. Bu, bir bayrak yarışıdır aslında; her padişah, kendinden önceki mirasın üzerine yeni bir tuğla koymuştur.
Benim uzmanlık alanım gereği edindiğim bilgi ve birikime dayanarak söyleyebilirim ki, bu sorunun cevabı tekil bir isimden çok, bir dönemin ruhunu ve bir vizyonun sürekliliğini temsil eden birkaç önemli figürde gizlidir. Gelin, bu değerli isimleri ve onların maarife olan katkılarını farklı açılardan inceleyelim.
Eğer maarifperverliği kurumsal ve entelektüel temelleri atma olarak tanımlarsak, şüphesiz aklımıza ilk gelen isimlerden biri Fatih Sultan Mehmet olur. İstanbul'un fethiyle birlikte, genç padişahın en büyük hayallerinden biri, şehri sadece siyasi değil, aynı zamanda bir ilim ve kültür merkezi yapmaktı. Benim için Fatih, sadece bir fetihçi değil, aynı zamanda bir Rönesans hükümdarıdır.
Fatih'in maarifperverliği, yeni bir imparatorluğun entelektüel altyapısını kurma ve çağına yön verme arayışında somutlaşmıştır.
Gelelim 19. yüzyıla, imparatorluğun Batı karşısında gerilediği, modernleşmenin zorunluluk haline geldiği dönemlere. Eğer maarifperverliği sistemsel dönüşüm ve Batılılaşma yolunda eğitim atılımları olarak ele alırsak, II. Mahmut tartışmasız bu unvanın en büyük sahiplerinden biridir. Osmanlı'nın geleneksel yapısını adeta dinamitleyen bu padişah, "Gavur Padişah" lakabını alacak kadar radikal adımlar atmıştır.
II. Mahmut'un maarifperverliği, çağının gerektirdiği değişim ve dönüşümü eğitim yoluyla gerçekleştirme cesaretiydi.
Ve nihayet, eğer maarifperverliği eğitimi en geniş kitlelere ulaştırma ve ülkenin dört bir yanına yayma olarak anlarsak, bu unvanı en çok hak eden isimlerden biri de II. Abdülhamit olacaktır. Onun dönemi, Osmanlı eğitim tarihinde en büyük ve en kapsamlı yaygınlaşma dönemidir.
II. Abdülhamit'in maarifperverliği, eğitimi bir devlet politikası olarak benimseyerek, modern bilgi ve becerileri imparatorluğun her köşesine ulaştırma azmiydi. Onun döneminde yetişen aydınlar, Cumhuriyet'in kadrolarında da önemli roller oynamıştır.
Gördüğünüz gibi, "maarifperver padişahımız kimdir?" sorusu, tek bir yanıtla geçiştirilemeyecek kadar zengin bir tarihsel mirasa işaret ediyor. Fatih, bilimin ve eğitimin temelini kurdu; II. Mahmut, bu temeli modernleşme rüzgarlarıyla tanıştırdı; II. Abdülhamit ise bu rüzgarları geniş coğrafyalara taşıyarak eğitimi halka mal etti.
Benim için asıl maarifperverlik, çağın ihtiyaçlarını doğru okuyabilen, değişime ayak uydurabilen ve bilgiye her zaman öncelik veren bir devlet aklının temsilidir. Bu aklın farklı dönemlerde farklı padişahlar tarafından en iyi şekilde temsil edildiğini söyleyebiliriz.
Bugün bizlere düşen görev ise, bu değerli mirasın kıymetini bilmek, eğitimi her zaman en öncelikli mesele olarak görmek ve tıpkı o padişahlar gibi, geleceğe yönelik vizyoner adımlar atmaktan çekinmemektir. Çünkü eğitim, dün olduğu gibi bugün de bir milletin en güçlü kalkınma aracı, en sağlam bağımsızlık kalkanıdır.
Umarım bu kapsamlı değerlendirme, sizlere "maarifperverlik" kavramına ve onu temsil eden padişahlara dair yeni bakış açıları sunmuştur. Bilginin ışığında kalmanız dileğiyle...