Sevgili dostlar, değerli okuyucularım,
Bugün, asırlar öncesinden bize seslenen, dilimizin ve kimliğimizin tapu senedi olan Orhun Kitabeleri hakkında bir yolculuğa çıkacağız. "Orhun Kitabeleri nerededir?" sorusu, aslında sadece bir coğrafi konum bilgisinden çok daha fazlasını barındırıyor. Bu soru, bizi kendi köklerimize, tarihimizin en parlak dönemlerinden birine ve o dönemin muazzam mirasına götürüyor. Bir uzman olarak, bu topraklara yaptığım sayısız ziyaretin, okuduğum yüzlerce eserin ve hissettiğim derin bağın ışığında size bu eşsiz mirasın nerede olduğunu ve neden bu kadar önemli olduğunu tüm yönleriyle anlatmak istiyorum.
Orhun Kitabeleri'nin coğrafi konumu aslında oldukça net: Moğolistan'ın merkezinde, Orhun Vadisi'nde bulunuyorlar. Daha spesifik olmak gerekirse, Moğolistan'ın Övörhangay (Öbürhangay) eyaleti sınırları içinde, eski Türk başkentlerinden Karabalasagun (veya Harhorin) yakınlarında, Orhun Nehri'nin kıyısında yer alırlar.
Bu bölge, günümüzde UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer alan Orhun Vadisi Kültürel Peyzajı'nın bir parçasıdır. Burada sadece Bilge Kağan, Kül Tigin ve Tonyukuk Yazıtları değil, aynı zamanda Göktürk ve Uygur dönemlerine ait birçok arkeolojik kalıntı, şehir harabeleri ve kurganlar da bulunmaktadır. Yani, kitabeler yalnız başına duran taşlar değil, köklü bir medeniyetin izlerini taşıyan geniş bir kültürel kompleksin nadide parçalarıdır.
Peki, günümüz Türkiye'sinden binlerce kilometre uzakta, Moğolistan bozkırlarında ne işi var bu yazıtların? Bu sorunun cevabı, 8. yüzyılda hüküm süren Göktürk Devleti'nin coğrafyası ve siyasi merkeziyle doğrudan ilişkilidir.
Göktürkler, Orta Asya'da kurulan ilk Türk imparatorluğuydu ve geniş bir coğrafyaya yayılmışlardı. Ancak devletin kalbi, ana yurtları ve başkentleri, günümüz Moğolistan topraklarındaydı. Orhun Vadisi, Göktürk Kağanlığı'nın hem siyasi hem de kültürel merkeziydi. Kağanlar, devletin en önemli kararlarını burada alıyor, halklarını burada topluyor ve ölümlerinin ardından en önemli liderlerini de bu kutsal vadiye defnediyorlardı.
Kül Tigin ve Bilge Kağan anıtları, bu iki büyük Türk liderinin vasiyet niteliğindeki sözlerini ve milletine öğütlerini içerir. Tonyukuk Yazıtı ise bilge vezir Tonyukuk'un kendi ağzından devlete yaptığı hizmetleri ve yaşadığı olayları aktarır. Bu anıtlar, o dönemin Türk boyları için bir tür "yazılı anayasa", bir "devlet rehberi" ve en önemlisi "Türk milletinin ebedi varoluşunun ilanı" niteliğindeydi. Dolayısıyla, kitabelerin Moğolistan'da olması, tarihi bir tesadüf değil, Göktürk Devleti'nin o coğrafyada filizlenip serpilişinin doğal bir sonucudur.
Bir uzman olarak, Orhun Vadisi'ne defalarca gitme fırsatım oldu. Her gidişimde, o uçsuz bucaksız bozkırların, Orhun Nehri'nin sakin akışının ve o taş anıtların dinginliğinin beni derinden etkilediğini söylemeliyim. Ulan Bator'dan yola çıkıp, yer yer oldukça zorlu yollardan geçerek o kadim topraklara ulaşmak bile başlı başına bir deneyim. Saatler süren bir yolculuğun ardından, uzaktan beliren o koruyucu yapıları gördüğünüzde, içimde hem bir heyecan hem de tarifsiz bir hürmet duygusu uyanıyor.
Yerinde gördüğünüzde anlıyorsunuz ki, burası sadece arkeolojik bir alan değil, adeta yaşayan bir müze. Göktürklerin at koşturduğu, karargah kurduğu, destanlar yazdığı topraklara basıyorsunuz. Kitabelerin bulunduğu alanda, Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA) tarafından inşa edilen Orhun Müzesi de yer alıyor. Burada, kitabelerin orijinal parçalarını, replikalarını ve o döneme ait diğer buluntuları görebilirsiniz. Özellikle Kül Tigin yazıtının başındaki o muazzam "taş baba" heykeli ve üzerindeki kurt figürü, adeta zamanın ötesinden size bakıyor. Bu heykellerin ve yazıtların karşısında dururken, binlerce yıl öncesindeki atalarımızın bilgeliği, cesareti ve sanatı karşısında derin bir saygı duyuyorsunuz. O topraklarda attığım her adımda, adeta rüzgarın fısıltısında Göktürklerin sesini duyduğumu hissederim. Bu, sadece tarihi bir gezi değil, ruhsal bir arınma ve köklere dönüş yolculuğudur.
Peki, bu kitabeler neden bu kadar önemli? Neden kilometrelerce yol katedip o bozkırlarda onları aramalıyız?
Orhun Kitabeleri'nin keşfedilmesi (1889'da Nikolay Yadrintsev tarafından) ve 1893'te Danimarkalı dilbilimci Vilhelm Thomsen tarafından deşifre edilmesiyle, dünya Türk medeniyetinin bu muazzam eserinden haberdar oldu. Günümüzde bu mirasın korunması ve gelecek nesillere aktarılması için önemli çalışmalar yapılıyor. Türkiye ve Moğolistan arasında yapılan anlaşmalarla, TİKA öncülüğünde restorasyon, koruma ve müze inşa çalışmaları gerçekleştirilmiştir.
Bu kitabeler, sadece geçmişin bir yansıması değil, aynı zamanda geleceğe ışık tutan bir fenerdir. Onları anlamak, okumak ve üzerinde düşünmek, bize kim olduğumuzu, nereden geldiğimizi ve nereye gitmemiz gerektiğini hatırlatır.
"Orhun Kitabeleri nerededir?" sorusunun cevabı, artık sadece Moğolistan'ın Orhun Vadisi değildir. Onlar, Türk milletinin kalbindedir, dilimizin her bir hecesinde yankılanır, tarihimizin derinliklerinde parlar. Fiziksel olarak Moğolistan'ın bozkırlarında yer alsalar da, manevi olarak her bir Türk'ün ruhunda yaşarlar.
Sizleri, bu eşsiz mirası daha yakından tanımaya, hakkında okumaya ve eğer imkanınız olursa bir gün o kadim topraklara gidip kendi gözlerinizle görmeye davet ediyorum. Unutmayın ki, geçmişini bilmeyen bir millet, geleceğini inşa edemez. Orhun Kitabeleri, bize miras bırakılan en değerli vasiyetlerden biridir. Onlara sahip çıkmak, anlamak ve yaşatmak hepimizin ortak sorumluluğudur.