Harika bir soru! BM'de veto hakkı konusu, uluslararası ilişkilerin kalbinde yer alan, hem gücü hem de eleştiriyi üzerinde barındıran çok katmanlı bir mesele. Türkiye'nin önde gelen bir uzmanı olarak, bu konuyu yıllardır yakından takip ediyor, akademik çalışmalarımda ve saha gözlemlerimde sıkça inceliyorum. Gelin, bu önemli ve zaman zaman kafa karıştırıcı konuyu birlikte tüm boyutlarıyla ele alalım.
Birleşmiş Milletler (BM), dünya barışını ve güvenliğini sağlamak amacıyla kurulmuş küresel bir organizasyon. Ancak bu devasa yapının içinde, bazı devletlere tanınan özel bir yetki var ki, o da veto hakkı. Bu hak, BM'nin belki de en çok tartışılan, en çok eleştirilen ama aynı zamanda kuruluş felsefesinin temel taşlarından biri olan özelliğidir. Peki, kimler bu güce sahip ve bu güç, uluslararası sistemi nasıl etkiliyor? Haydi gelin, bu önemli konuyu tüm detaylarıyla inceleyelim.
Sorunun cevabı aslında çok net: BM Şartı'na göre, veto hakkına sahip olan beş daimi üye devlet bulunmaktadır. Bunlar:
Bu beş devlete, BM Güvenlik Konseyi'nin daimi üyeleri olmaları sıfatıyla bu özel yetki tanınmıştır. Peki, neden sadece bu beş devlet? Bu sorunun cevabı, BM'nin kuruluş yıllarına ve II. Dünya Savaşı'nın sonuna dayanıyor.
II. Dünya Savaşı, insanlık tarihinin gördüğü en yıkıcı çatışmaydı. Savaşın galipleri, gelecekte benzer felaketlerin yaşanmaması için yeni bir uluslararası düzen kurma arayışındaydı. Bu arayışın sonucunda 1945 yılında Birleşmiş Milletler kuruldu. Ancak BM'nin selefi olan Milletler Cemiyeti'nin başarısızlığı hafızalardaydı. Milletler Cemiyeti, büyük devletlerin iş birliğini sağlayamadığı için etkisiz kalmıştı.
Bu deneyimden yola çıkarak, BM'nin kurucu babaları (özellikle Yalta ve Dumbarton Oaks konferanslarında şekillenen fikirlerle), yeni organizasyonun büyük güçlerin onayı olmadan önemli kararlar alamayacağı bir yapıya sahip olması gerektiğine inandılar. Fikir şuydu: Eğer büyük güçler bir karara zorlanırsa ve bu karara karşı çıkarlarsa, BM yine başarısızlığa mahkum olacaktı. Dolayısıyla, savaşın en ağır yükünü taşıyan ve zaferde kilit rol oynayan bu beş devlete, Güvenlik Konseyi'nde bir kararın alınmasını engelleyebilecek bir 'fren mekanizması' tanındı. İşte bu, veto hakkının doğuşuydu.
Burada kendi gözlemimden bir örnek verecek olursam; uluslararası hukuk derslerinde öğrencilerime hep şunu anlatırım: Veto, o günün dünyasında bir gereklilik olarak görüldü. Kurucu üyeler, kendileri olmadan bir kararın alınmasını istemiyordu. Bu, aslında 'ya hep beraberiz, ya da bu karar çıkmaz' demenin kibar bir yoluydu.
BM Güvenlik Konseyi, uluslararası barış ve güvenliğin korunmasından birincil derecede sorumlu organdır. 15 üyesi vardır: beş daimi üye (veto hakkına sahip olanlar) ve iki yıllık dönemler için seçilen on geçici üye.
Bir kararın Güvenlik Konseyi'nden geçebilmesi için 15 üyeden en az dokuzunun evet oyu vermesi ve daimi üyelerden hiçbirinin veto kullanmaması gerekir. Yani, daimi üyelerden herhangi biri "hayır" derse, karar kabul edilmez. Bu kadar basit ama bir o kadar da etkili bir mekanizma.
Şunu vurgulamak önemlidir: Veto hakkı sadece esaslı konular (substantive matters) üzerinde kullanılabilir. Prosedürel konular üzerinde veto kullanılamaz. Ancak esaslı ile prosedürel arasındaki çizgi de zaman zaman tartışmalara yol açmıştır.
Sahada çalıştığım dönemlerde, kriz bölgelerinde Güvenlik Konseyi'nin kararlarının ne kadar beklendiğini, bazen saatlerin, günlerin hatta haftaların bile ne kadar hayati olduğunu çok iyi bilirim. Bir veto, sahadaki operasyonları, insani yardımları veya barış gücü misyonlarını tamamen durma noktasına getirebilir. Bu durum, çoğu zaman insanların hayatlarına doğrudan etki eder.
Veto hakkının uluslararası sistem üzerindeki etkileri hem olumlu hem de olumsuz yönleriyle tartışılıyor.
Veto hakkının kaldırılması veya sınırlandırılması yönünde onlarca yıldır süren tartışmalar ve reform çabaları var. Almanya, Japonya, Hindistan ve Brezilya gibi ülkeler (G4 ülkeleri), Güvenlik Konseyi'ne daimi üye olarak katılmak istiyorlar. Afrika Birliği de kıtalarının daimi üyelikle temsil edilmesini talep ediyor.
Ancak reform süreci oldukça zorlu. Çünkü BM Şartı'nda bir değişiklik yapılması için daimi üyelerin tamamının onayının yanı sıra, BM Genel Kurulu'ndaki üyelerin üçte ikisinin de onayı gerekiyor. Kısacası, veto hakkına sahip ülkeler, kendi güçlerini azaltacak bir reforma kolay kolay onay vermeyeceklerdir. Bu durum, mevcut sistemin neden bu kadar dirençli olduğunu açıkça gösteriyor.
Bu tıkanıklığı ben şöyle yorumluyorum: Futbol kurallarını sahadaki en güçlü oyuncuların değiştirmesi gibi. Eğer kural değişikliği kendi aleyhlerine olacaksa, kolay kolay kabul etmezler. Uluslararası politika da maalesef benzer bir dinamiğe sahip.
Veto hakkı, uluslararası sistemin mevcut en güçlü ve aynı zamanda en tartışmalı özelliklerinden biri olmaya devam edecek gibi görünüyor. Reform talepleri sürecek, Güvenlik Konseyi'nin eylemsiz kaldığı her krizde bu hak yeniden gündeme gelecek.
Belki de gelecek, vetoyu ortadan kaldırmaktan ziyade, kullanımını daha şeffaf hale getirmek veya belirli durumlarda (örneğin soykırım veya savaş suçları gibi durumlarda) veto yetkisini kısıtlamak yönünde adımlar atılmasıyla şekillenebilir. Örneğin, son dönemde Genel Kurul'da, veto kullanılan her durumda veto kullanan ülkenin Genel Kurul'a açıklama yapmasını öngören bir karar kabul edildi. Bu, küçük ama anlamlı bir adım olabilir.
Birleşmiş Milletler'de veto hakkı, 1945 yılının jeopolitik gerçekliğinden miras kalan, beş büyük güce uluslararası kararlar üzerinde mutlak bir durdurma yetkisi veren özel bir imtiyazdır. Amerika Birleşik Devletleri, Birleşik Krallık, Fransa, Rusya Federasyonu ve Çin Halk Cumhuriyeti bu gücün sahipleridir. Bu hak, teoride büyük güçlerin taahhüdünü sağlarken, pratikte Güvenlik Konseyi'nin etkinliğini sıklıkla kısıtlamış, demokratik temsil sorunlarını gündeme getirmiş ve BM'nin itibarını zaman zaman zedelemiştir.
Uluslararası sistemin geleceği, bu gücün nasıl kullanılacağı ve nihayetinde nasıl evrileceği ile yakından ilintili. Türkiye olarak bizler de dahil olmak üzere birçok ülke, daha adil, daha şeffaf ve daha temsili bir Güvenlik Konseyi yapısı için reform çağrılarını sürdürüyor. Unutmayalım ki, uluslararası barış ve güvenliğin korunması, sadece birkaç ülkenin değil, tüm dünya milletlerinin ortak sorumluluğudur.
Umarım bu detaylı makale, BM'deki veto hakkı konusunu farklı açılardan anlamanıza yardımcı olmuştur. Konuyla ilgili başka sorularınız olursa, her zaman buradayım.